Seçili Kitaplarda %50 İndirim
Tüm Kitaplarda %30 İndirim
Seçili Kitaplarda %50 İndirim
Tüm Kitaplarda %30 İndirim
Otuz Tohum - Gamze Aras Tadımlık

Otuz Tohum - Gamze Aras Tadımlık

Dec 6, 2024

GİRİŞ

Benim adım Sinmâ. Muhtemelen hiç bilmiyorsunuzdur beni, ne

de adımı. Ben kuşların en yaşlısıyım, hem de en genci. Tüm kuşlarda

varım, hepsinin ruhunun birazıyım.

Yeryüzünde insanlara görünür olmayalı çok zaman oldu. On-

lardan bazılarının görebildiği gibi var iken, namertlikte birbirleriyle

yarışmalarının, insan, hayvan, bitki demeden her şeyin canını yok

yere almalarının hüsranını yaşadım binlerce yıl. Öğütler verdim on-

lara, haberler taşıdım yüce doğadan, ama nafile... Çok kudretli in-

sanlar da tanıdım, çok meczuplar da. İnsanlar doğru yolda uzun süre

yürüyemediler; bazılarının ömürleri yetmedi, bazıları da arzularına

yenildi. Diğer mahlûkat gibi zarar vermeden doğanın parçası olama-

dılar. Doğruya yaklaşacaklarına hep daha çok uzaklaştılar.

İnsanlar bilmese de tüm hayvanlar ve bitkiler bilir beni, onlarla

hep biriz zaten. Biz hep birlikte doğayız.

Ben, Sinmâ; belki bir gün yine gelirim insanlarla konuşmaya.

Sonra, ama çok daha sonra. Bitip yeniden başlarsa her şey, o zaman

yine gelirim belki umutla…

Size, insanlara görünür olduğum zamanlardan bir hikâye anla-

tacağım. Doğanın, yeryüzünde insanlara verdiği en değerli ve anlam-

lı hazinelerden birinin hikâyesi. Siz bir masal diyeceksiniz belki; ama

değil, oldu bunların hepsi.8 Gamze Aras

İşte bu, Şarabın Hikâyesi.

* * *

Şimdi olduğunuzdan çok ama çok zaman önceydi, siz deyin üç

bin ben diyeyim beş bin yıl önce, Pişdâdî diyarının en büyük, en gör-

kemli padişahı Cemşîd, bereket dolu topraklarında iki yüz yıl hüküm

sürdü.

Işığın ve doğruluğun, antlaşmaların ve sınırsız otlakların tan-

rısı Mithra, çok sevdiği bu manevi oğluna hak ettiklerini cömertçe

verdi. Gün geldi, Cemşîd, Mithra’nın kutsal ışığıyla yıkanmış, bin bir

çeşit değerli taşla bezenmiş, eşi benzeri görülmemiş ve görülmeyecek

muhteşem bir tahta oturdu. Öyle muhteşem bir gündü ki onu sadece

insanlar değil, tüm bitkiler, ağaçlar, bütün yeryüzü mahlûkatı kutla-

mış, bunun için şükür ve bayram etmişti.

Her yıl, namı cihana yayılmış bu büyük padişahın tahtına otu-

ruşunun yıldönümünde uyanır ve coşar doğa, bahara başlar. İşte o

güne Nevruz dediler.

O güne kadar onun gibi yücesi, onun gibi lütufkârı ne görülmüş

ne de duyulmuştu. Doğa Cemşîd’e çok uzun bir ömür, parlak bir zekâ

ve güçlü bir liderlik bahşetmişti. O ki çeşit çeşit madenleri eriten, ka-

rıştıran; onlardan aletler, silahlar, zırhlar yapan ve bunları insanlara

öğretendi. Hastalara derman bulmuş, adalet dağıtmış, hamamlar,

gemiler yaptırmıştı. O ki hayvanları en iyi güden, tarımın incelikle-

rini en iyi bilendi; irfan sahibiydi. Onun hükümdarlığı zamanında

dünyaya huzur ve bolluk dolmuş, ülkesi berekete boğulmuştu. Top-

rakları da genişledikçe genişlemiş, nice kentler halkına iyilikler sa-

çan bu padişahın hükmü altına gönüllü girmiş, diğer halklarla bir

olmuştu.

* * *

Cemşîd... Bir zamanların haşmetli, ulu padişahı. Doğadan ihti-

yacından fazlasını almak için şeytanla iş birliği yapmadı o. Kuşların

çok iyi dostu Cemşîd; onlarla konuşabilen, ruhlarını bilen kutlu hü-

kümdar.Otuz Tohum 9

Çocukken, dedesi onu, ordunun at yetiştiricisi ve bilge bir adam

olan Mensekî’nin yanına gönderdi. Mensekî’nin yetiştirdiği maharetli

atlarla, devletin ordusu birçok savaş kazanmıştı. Cemşîd, orada kal-

dığı yedi sene boyunca, bu saygıdeğer ve aklıselim adamdan atların

yanı sıra yaşama dair çok şey öğrenmiş; hükümdarlığı sırasında da

karar vermesi güç olan farklı konularda, sağduyusuna çok güvendiği

hocasına danıştığı olmuştu. Daha o zamandan ileride dünyanın en

büyük padişahı olacağı belli olan veliaht, kuşlarla da Mensekî’nin ya-

şadığı köyün ormanında konuşmaya başladı.

Oradan ayrılacağı günün sabahında Mensekî, “Dün gece bana

daha önce de haberler getiren o kanatlı atı gördüm rüyamda. Bana

yıllar sonra sana bir emanetimi göndereceğimi söyledi, ama ben ne

olduğunu soramadan uçup gitti,” dedi. Hocasının önünde saygıyla

eğilen Cemşîd, “Ant içerim ki, atın söylediği o gün geldiğinde, senin

emanetini gözüm gibi koruyacağım, canımdan önde tutacağım ulu

Mensekî. İyi güçler onu bana ulaştırsın,” diyerek, farkında olmadan

bir efsunun içinden konuştu.

Ben Sinmâ; Cemşîd’in konuştuğu kuşum. Ona ilkin derede yü-

zen suna bedenimle göründüm. Bazen kartal olup fethedilecek yerleri

gördüm, söyledim, bazen bülbül olup nağmeler okudum, bazen türlü

göçmen kuşlardan biri olup uçtuğum diyarları anlattım, bazen de

güvercin olup haberler taşıdım. O, benim Sinmâ olduğumu bildi her

bedenimde.

Bir gün, Cemşîd’in, ayağına sarılı yılandan sıyrılamayıp can

havliyle uçmaya çalışan bir kuşu kurtarmış olduğu haberi geldi.

Güzel insan Cemşîd, oku ile yılanı, kuşa zarar vermeden öldürmüş.

Bunun mükâfatı olarak, otuz kuş Cemşîd’e, o güne kadar bilmediği

bir meyvenin, kutsal üzümün otuz bereketli tohumunu getirdi. Kuş-

lardan biri, ona bunları nasıl ekmesi gerektiğini anlatarak dedi ki:

“Bu tohumlardan, nicelerini yetiştireceğin asmalar olacak. Şifâdır bu

asma. Üzüm olacak meyvelerini yiyin, suyunu için. Günün birinde

sana asmanın bir büyük mucizesi daha gelecek, ama bu şimdilik giz-

de kalacak.”10 Gamze Aras

Cemşîd hemen bu tohumları ekti, tohumlardan asma filizleri tez

zamanda yeşerdi, onlardan bin bir bereketli meyve, doğanın mucizesi

üzümler sarktı. Onu yiyen, suyunu içen, derman bulan halk, verilen

bu ödül için doğaya ve Cemşîd’e şükür etti. Her yıl asmaların yenileri

yetiştirildi, ticareti yapıldı; üzümler yedi cihana nam saldı.

* * *

İki yıl evvel, komşu ülkenin hükümdarı ölünce, evliliğinin daha

ilk ayında dul kalan, esmer güzelliği dillere destan olmuş Berda, top-

rakların sahibi olmuş ve Cemşîd’e evlilik teklifi göndermişti. Değerli

bakır yatakları Cemşîd’in bütün tebaası için çok önemli bir kazanç

olacağından, genç hükümdar da bu teklifi kabul etmişti.

İşin aslı şuydu: Berda, Cemşîd’i bir av sırasında görüp ona de-

rinden vurulmuştu, gönlünü kaptırdığı bu görkemli adamla beraber

olmak için başka yol bulamayınca da kocasını zehirleyerek onun

canını almış, böylece de arzusuna kavuşmuştu. Kadın zehri yemeğe

koyduğunda etrafta kimsenin olmadığından emindi ama pencerede

bir kuşun onu gördüğünden habersizdi.

Böylece istek ve emelleri için kötülük ve hileler yapmaktan sa-

kınmayan kadın sevdiğine varmış, Cemşîd de ülkesine zenginlik

katmıştı. Berda, bu evlilik sayesinde, Mithra’nın değerli hükümdarı

Cemşîd’in karısı olarak olabileceği en yüksek mertebeye de erişmişti

aynı zamanda.

Cemşîd halkı için çalışırken, karısı Berda’nın ona olan aşkı has-

talık halini aldı. Saraya ve sarayın içinde bulunduğu şehre gelen her

kadını ona bildirecek habercileri vardı. Cemşîd evinden uzaktayken

de onun ne yaptığını öğrenmek için falcılarla konuşup bilgi alıyordu.

Civarda Cemşîd’in ilgisini çekecek kadın olmasın diye sihirlere, türlü

kötülüklere başvuruyordu.

Cemşîd’in uzun sefere çıktığı bir gün, falcı Feron, Berda’ya yüre-

ğini yakan haberi verdi. Saray şehrine çok güzel bir kız gelmekteydi ve

bu kız Cemşîd’e görünecekti. Aldığı haberle dehşet ve paniğe kapılanOtuz Tohum 11

Berda, kızın gelişini engellemek için önlemler almaya, büyüler hazır-

lamaya başladı hemen.

Falcının bahsettiği kız, Mensekî’nin tek torunu Âfitab idi. Anne

ve babasını küçük yaştayken kaybeden çocuğu Mensekî yetiştirmişti.

Kız büyüyüp serpildiğinde, yaşlı adam amansız bir hastalığa yaka-

lanmış, öleceğini anlamıştı. Kimsesiz kalacağını bildiği torununa,

gidip Cemşîd’i bulmasını söylemiş, “Ona benim emanetim olduğu-

nu söyle,” diye öğütlemişti. Dedesinin ölümünden sonra kimi kimsesi

kalmayan gözü yaşlı çaresiz kız, Cemşîd’i bulmak için yollara düştü.

Paylaş: