RUH HALİMİZİ NASIL YUKARI ÇEKEBİLİRİZ?
Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrencilik yıllarımda aldığım çok
zor bir mantık dersi vardı ki sadece mantıkla ilgili değil, hayatla
ilgili tartıştığımız anlardan birinde İtalyan hocamızın onca hayat
dersi veren lafına rağmen hayatı en iyi özetleyen tek bir lafını hiç
unutmam: “Hayat zor”… Ama hayat güzel de… Elbette sürekli ke-
yifli olmak, sürekli neşeli olmak da ya akıl hastalığı olabilir ya da
zihinsel açıdan bir gerilik düşündürebilir, ancak mizacı gereği ko-
lay neşelenebilen ya da karakteri gereği zorluklarla iyi başa çıkabi-
len bireyler olduğu gibi, ruh halimizi yükseltmemiz için bilimsel
temelli yollar ve taktikler de var. Ruh halimizi yukarı çekmek ve
negatif duygulardan kurtulmak için bazı taktikler var ki hepimiz
aklımızda tutalım diye yazıya dökmek istedim.
Sahip olduklarınıza teşekkür edin
Duygusal yaşantınızı düşündüğünüzde hayat hiçbir zaman
çok şahane ya da hiçbir zaman cehennem değil; ancak her türlü
güzelliğin içinde zorluklar ve her türlü zorluğun içinde güzellikler
var ki bu da asla züğürt tesellisi değil. Ruh halinizi yükseltmek için
öncelikle sahip olduğunuz güzellikleri düşünerek işe başlayabilir-
siniz. Bu belki bir arkadaş ya da arkadaşlarınız olabilir, sağlığınız
olabilir, tüm sevdikleriniz olabilir. Düşündükçe de çıkar yeter ki en
başından reddetmeyin. Bazen işin dalgasını da geçebilirsiniz. Di-
yelim sabah kalktım ve sular akıyor, yüzümü yıkayabildim çünkü
iki elimi de rahatlıkla kullanabildim; sağlıkla bir kahvenin tadını
çıkarabildim. Sevdiğimin sesini duydum telefonda ve güneşli bir
havaya uyandım. Annemi video görüntülü aradım ve muhabbet et-
tik. Uzar da uzar listeniz ve artar gülümsemeniz…
Bir düşünün, size dünyaları verseler sahip olduğunuz neleri
vermezsiniz! O halde ilk taktiğiniz sahip olduğumuz için hayata
teşekkür ettiklerimiz. Hatta sahip olduğunuz tüm güzellikleri bir
not defterine yazın hatırım için şöyle bir kahve keyfiniz sırasında.
Azıcık sırtınızı sıvazlayın
Kendimize yönelik yıkıcılığımız en büyük tehlikelerden biri;
hele hele geçmişimizle ilgili hasarları azıcık bile olsa çözmediysek,
farkındalık geliştirmediysek yandık. Ancak kendimize gösterece-
ğimiz şefkat belki de güzel hissetmek için başvurabileceğimiz tak-
tiklerin en güçlüsü. Hani derler ya, “Azıcık sırtını sıvazla, kendine
yüklenme”. Bunun için belki de bilişsel terapi yöntemlerinden yola
çıkarak kendinize minik bir mektup da yazabilirsiniz. Güzel yönle-
rinizi, sevilecek taraflarınızı bir düşünün. Kendinizi sevince hayat
yumuşuyor; kendinizi ödüllendirmenin yollarını da çok daha kolay
buluyorsunuz. Buna değersiniz.
Güçlü yönlerinizi ve becerilerinizi düşünün
Bazen yeniden başlamaya, hatta bazen herhangi bir işe başla-
maya ya da girişimde bulunmaya ne güç bulabiliriz ne de şevk. İşte
böyle anlarda, hangi konularda marifetlisiniz bir düşünmeye baş-
layın. Şimdiye kadar neleri becerebildiniz? Bunları kafanızda iyice
bir listeleyin ki özgüveninize organik bir doping olsun ve o güçle
harekete geçin.
Olumluya odaklanın
Psikoloji literatüründeki birçok araştırma ortaya koyuyor ki
dikkatimizi olumsuz durumlardan uzaklaştırıp o anda sahip ol-
duğumuz olumlu ne varsa düşünmek iyi hissetme halini olumlu
etkiliyor. Olumsuzluklara takılmak da kaygıyı artırmaktan ve bizi
aşağı çekmekten başka işe yaramıyor maalesef. Hatta 2002 yılında
gerçekleştirilen bir araştırma olumsuz duygusal bilgilere yönelik
dikkat yanlılığı ile kaygı hassasiyeti arasında doğrudan bir bağlan-
tıyı bile destekliyor (MacLeod, Rutherford, Campbell, Ebsworthy,
& Holker, 2002).
Güzelliklere odaklanın
Ruh halimizi toparlamak ve kendimizi daha iyi hissetmemizi
sağlayacak stratejiler bir yana, esas mesele kendimizi şevksiz an-
larda biraz zorlamak! Hani şarkıda Sezen Aksu’nun söylediği gibi;
“Hayat zorlaşınca, çıkmaz sokaklarda soluksuz kalınca, o zaman
şarkı söylemek lazım avaz avaz.” Misal kulağınızda güzel şarkılar,
güzel bir müzikle hiçbir şey düşünmeden bir yürüyüş. Güzel bir
film ya da –hiç küçümsemeyin– sevgi uyandıran kedi videoları bel-
ki. Şaka değil; bilimsel literatür olumlu görüntülerin ruh halimizi
yükselttiğini de ortaya koyuyor. Şahsen bazen kahve molalarında
Instagram hesabından “Huysuz Virjin videoları (@huysuzvideola-
ri) “izliyorum. Huysuz Virjin’in, unutulmaz bir “Kamelyalı Kadın”
skeci var ki her seyrettiğimde keyifleniyorum. Velhasıl keyfiniz de
size kalmış aslında; keyfinizin kâhyası sizsiniz.12 Cenk Erdem
ÖFKE SORUNU
İnsanlar çok karmaşık canlılar, hepimiz gayet iyi biliyoruz; ay-
rıca maalesef her türlü adımımızda sadece tüm bilinçliliğimizle ya
da aklımızla değil, dozları her bireyde farklı olacak şekilde az ya
da çok duygularımızla hareket ettiğimizi de biliyoruz. Ne duygusu
ne aklı sağlam olmayanlar da çok; hele hele politikacılar ve onlara
biat eden sürüler. Elbette duygularla hareket etmek güzeldir; hatta
cesaret ister fakat duyguları güzel yönetebilmek de bir marifettir.
Türkiye’nin en kıymetli bilim insanlarından Psikolog Dr. Nursu
Marmara (Çok şanslıyım ki canım arkadaşım, mentorum) bana
hep söylerdi yanında staj yaparken; “Aklını ve duygunu eşit kulla-
nabilirsen rahat edersin,” diye.
Bazen tavanda olan tüm duygularımız içinde en çok pişmanlık
yaratanlardan biri de öfkedir. Öncelikle öfke bir duygudur, güçlü
de bir duygudur. Zamanında psikolojide öfkeyi tanımlayabilmek
üzere ilk girişimlerden biri psikofizyoloji alanına kırk yılını vermiş
Albert Ax’in fizyolojik göstergelerden yola çıkarak öfkeyi tanımla-
mak üzere yaptığı çalışma olmuş.
Ax (1953) bu klasik çalışmasında öfkeyi epinefrin- norepinef-
rin kimyasalları etkileşimi üzerinden tanımlamaya çalışmış. Sırf
kimyaya bakınca, fizyolojik bulguların kaygı durumundan nasıl
ayırt edilebileceği de netleşememiş.
Daha güncel olarak, öfkenin yapısı çok boyutlu bir duygu
olarak fizyolojik (fizyolojik uyarılma), bilişsel (mantıksız inanç,Psikoloji Günlükleri 13
otomatik düşünceler, tahrik edici benzetmeler), fenomenolojik
(kişisel algı, öfke hissini yakıştırma) ve davranışsal (yüz ifadeleri,
sözel/ davranışsal öfke ifadesi taktikleri) olarak da ifade edilmiş.
(Averill, 1982; Berkowitz, 1993; Deffenbacher, 1994; Eckhardt &
Deffenbacher, 1995; Kassinove & Sukhodolsky, 1995).
Peki öfkenin kaynakları neler derseniz;
Öncelikle çözümlenmemiş duygularla başlayalım.
Gordon (1996), öfke olgusu için buz dağı benzetmesi yapar. Buz
dağının suyun üzerinde görünen kısmı öfkedir. Oysaki öfkenin kay-
nağı suyun altında kalan çözümlenmemiş duygulardır. Kıskançlık,
üzüntü, kaygı, yalnızlık, itilmişlik, hayal kırıklığı, haksızlık, anlaşıl-
mamak, sıkıntı, engellenmişlik gibi duygulara kişi sıkı sıkıya tutunur.
Kaçış
Öfke geçici olarak acıyı dindirmek ya da acıdan kaçmak için
bir yol da olabilir ve aslında öfkenin bu yönü aynı zamanda ha-
yatta kalma içgüdüsüne bağlı bir fonksiyonudur. Öfkeyi, iş başına
geçtiğinde acı veren ya da hassas olduğumuz her ne varsa o anda
hissetmeyiz. Öfke ani bir enerji, acıdan kurtulma ve özgüven vere-
rek organizmayı harekete geçirir ve kırılganlığı başkasının üzerinde
güç uygulayarak geçici bir süre yener.
Öfke Sorunu
Bizi değersizleştiren, düşüren, hiçe sayan ya da haksızlığa uğ-
ramış hissettiren durumlarda öfke devreye girer. Bir anlamda çoğu
zaman öfke, geçici bir değersizlik hissiyle ortaya çıkar. Aniden de-
ğer verilmiyor hissi uyandığında kırılmamız ve hassas bir hale gel-
memiz normal değil mi? Ne var ki öfke devreye girdiği anda değer
duygusunu kazanmak için yerine gücü yerleştirir. Günün sonunda
öfke uzun vadede asla size kendinizi daha değerli hissettirmez; sa-
dece geçici olarak karşı tarafın istediğinizi yerine getirmesini sağ-
layarak daha güçlü hissettirebilir. Nitekim eninde sonunda karşı
taraf da değersizleştirilme hissiyle size aynı şekilde geri döner.