Seçili Kitaplarda %50 İndirim
Tüm Kitaplarda %30 İndirim
Seçili Kitaplarda %50 İndirim
Tüm Kitaplarda %30 İndirim
Sarhoşluğun Kısa Tarihi - Mark Forsyth Tadımlık

Sarhoşluğun Kısa Tarihi - Mark Forsyth Tadımlık

Dec 7, 2024

G İ R İ Ş

Korkarım ki sarhoşluğun nasıl bir şey olduğunu cidden

bilmiyorum. Sarhoşluğun tarihini yazmak üzere kolları sıvamış

birinden böyle bir itiraf duymak tuhaf gelebilir, ne var ki dürüst

olmak gerekirse, yazarlar bilgisizlik gibi basit bir şeyin kendilerini

yazmaktan alıkoymasına izin verselerdi, kitapçı rafları bomboş

olurdu. Kaldı ki konu hakkında iyi kötü birkaç fikrim de yok değil.

On dördümden beri sarhoşluk üzerine kapsamlı ampirik çalışmalar

yürütüyorum. Pek çok açıdan kendimi, “O halde zaman nedir?”

diye düşünen bir tür zamane Aziz Augustinus'u gibi görmek

hoşuma gidiyor.

“Kimse bana bunu sormazsa, ne olduğunu

biliyorum. Ama soran olursa, bilmiyorum.” Zaman sözcüğünün

yerine sarhoşluk sözcüğünü koyarsanız, azizlik mertebemi kolayca

anlayacaksınız.

Bazı temel tıbbi olgulardan haberdarım. Birkaç kadeh cin-

tonik örneğin, reflekslerinizi zayıflatacaktır; bir düzine cin-tonik ise

öğlen yemeğinizi ağzınıza geri getirecek, oturduğunuz yerden

kalkmanızı zorlaştıracak, dahası birkaçımızın -net sayıyı araştırmak

hiç ilgimi çekmiyor- ölümüne yol açacaktır. Ancak sarhoşluk

konusunda (Augustinus'cu anlamda) bildiğimiz şey bu değil. Bir

uzaylı kapımı çalıp bana bu gezegendeki insanlar neden boyuna içki

içiyorlar diye soracak olsa, ona,

“Ah, sadece reflekslerimizi

zayıflatmak için; aslında sırf masa tenisinde o kadar da ustalaş-

mayalım diye,” şeklinde yanıt verecek halim yok.

Bu noktada sıklıkla ortaya konan bir diğer safsata da içkinin

utangaçlığı azalttığıdır. Hiçbir şey gerçekte olduğu şeyden

bütünüyle farklı bir şeye dönüşemez. Ama bir yandan da, ayıkken

asla yapmak istemediğim bin türlü şeyi sarhoşken yapıyorum.

Sarhoşsam, ayıkken sıkıcı bulacağım insanlarla saatlerce konu-

şabilirim. Bir keresinde, Camden Town'da bir evin penceresinden

başımı dışarı sarkıtıp elimde haçla yoldan geçenleri tövbe etmeye

çağırmışlığım var. Tabii bu ayıkken de yapmaya can attığım ama asla

cesaret edemediğim bir şey değil.

Her neyse. Alkolün bazı etkileri doğrudan doğruya alkolden

kaynaklanmıyor. Pekâlâ insanlara alkol içermediğini söylemeden

alkolsüz bira verebilir, sonra da bir köşeye geçip onları

gözlemleyerek notlar alabiliriz. Sosyologlar bunu sürekli yapıyor,

dahası bu yöntemle tutarlı ve kesin sonuçlara ulaşabiliyorlar. Fakat

her şeyden önce, bardaki bir sosyoloğa güvenemezsiniz, onlar

karşısında şahin gibi olmalı, gözünüzü bir an bile üzerlerinden

ayırmamalısınız. Dahası, içinde yaşadığınız kültür alkolün sizi

saldırgan birine dönüştürdüğünü söylüyorsa, saldırgan birine

dönüşürsünüz. Alkolün sizi dindar yaptığını söyleyen bir kültürden

geliyor olsaydınız, bu kez de sofu olacaktınız. İki içki oturumu

arasında bile bunların birinden diğerine pekâlâ geçebilirsiniz. Yine,

kurnaz bir sosyolog çıkar da alkol ile libido arasındaki ilişki üzerine

bir araştırma yaptığını söylerse, herkesin libidosu yükselecektir;

alkolün insanda şarkı söyleme isteği uyandırdığını söylemesi

durumunda ise birdenbire herkes bülbül kesilecektir.Hatta içtiklerini sandıkları içkinin türü bile insanların

davranışlarını değiştirebilmektedir. Etken madde -etil alkol- aynı

olsa da, insanlar söz konusu içkinin kökenlerine ve kültürel

çağrışımlarına bağlı olarak davranışlarını değiştireceklerdir.

Sözgelimi İngilizlerin birkaç bardak biradan sonra saldırgan tavırlar

sergilemeye başlaması çok olasıdır, gelgelelim aynı İngilizlere -akla

anında zarafeti ve Fransa'yı getiren- şarap verirseniz, birden nasıl da

ağırbaşlı, kibar insanlara dönüştüklerine şaşırır kalırsınız; hatta

şarabı fazla kaçırmaları halinde kafalarında birdenbire bir ressam

şapkasının belirdiğine bile tanık olabilirsiniz. Bizden vermutçu

vandallar ya da campari'ci muhalifler değil, çıka çıka biracı magan-

dalar çıkıyorsa, bunun bir sebebi var.

Bunu söyleyince, bazıları öfkeden kuduruyor ve alkolün neyi

sevmiyorsanız -diyelim şiddet- onu açığa çıkardığında diretip

duruyorlar. Alkolün yasak olduğu kültürlerde de şiddetin vaki

olduğunu söylediğinizde ise tek yaptıkları keyifsizce homurdanmak

oluyor. Tam da bu noktada şahsen çoğu insandan daha çok içtiğimi,

buna karşın kabaca sekiz yaşımdan beri (ki zaten öncesinde de

barışsever dudaklarıma bir dirhem sarhoş edici sıvı değmedi) bir

kere olsun birine fiske vurmadığımı -ki öyle- söylüyorum ve bu

sefer de, “İyi de, herkes sen mi?” deyip işin içinden çıkıyorlar. Hep

başkaları suçludur, her nane başkalarının başının altından çıkar

zaten -Tanrı topunun belasını versin. Yine de bereket versin ki çoğu

kişi hoş bir partide yan masadakileri bıçaklamadan da bütün gece

içmeyi becerebiliyor.

Yine, olacak şey değil ama, bir şekilde aniden başka bir zamana

ve uzaya ışınlanacak olsanız, bir Antik Mısırlı neden içki içip aslan

başlı tanrıça Hathor'u görmediğinize -bu herkesin başına geliyor

sanıyordum- şaşıracaktır. Yine, atalarınızla iletişime geçmiyor

oluşunuz da bir Neolitik Dönem şamanını hayrete düşürecektir.

İçmediğinizi gören Etiyopyalı bir Suri ise neden halen işe

başlamadığınızı sormadan edemeyecektir. Çünkü Suriler içerek

çalışırlar; bir atasözünde dendiği gibi, “Bira yoksa, iş de yok.”

Tamamen rastlantısal bir teknik nokta olarak, Etiyopya'da buna,

günün bir diliminden diğerine geçildiğini göstermek için içilen içki

anlamında, geçiş içkisi deniyor. İngiltere'de bizler mesaimizi

bitirdiğimiz için içeriz, Suriler ise mesaiye başladıkları için içerler.

Başka bir örnek verecek olursak, Margaret Thatcher ölünce

şarap kadehleri ve köşe başındaki içki dükkânının en pahalı

içkileriyle birlikte gömülmedi ve bize göre olması gereken de

buydu. Asıl tersi olsaydı tuhaf karşılardık. Halbuki tuhaf olan,

acayip olan, sıradışı olan biziz. İnsanlık tarihine baktığımızda,

bilinen siyasi liderlerin çoğunun ölüm sonrasında gittikleri yerde

şöyle adamakıllı çişlerini getirecek hemen her şeyle birlikte

gömüldüklerini görürüz. Bu, Kral Midas'tan tutun da Antik

Mısır'ın İlk Hanedan Dönemi firavunlarına, Antik Çin'in

şamanlarına ve elbette ki Vikinglere kadar uzanan bir gelenektir.

Nefes alıp vermeyi çok uzun zaman önce bırakmış olanlar bile ara

sıra tekerlekli servis masasıyla getirilecek ikramlara hayır demezler;

Kenya'daki Tiriki kabilesi üyeleri bu yüzden sık sık atalarının

mezarlarına bira dökerler.Sarhoşluk evrenseldir dense yeridir. Hemen her kültürde

içkinin yeri vardır. İçmeye meraklı olmayan kültürler de -Kuzey

Amerika ve Avustralya'nın yerli kültürleri- içkiye düşkün kültürler

tarafından sömürgeleştirildiler zaten. Öte yandan, sarhoşluk farklı

zamanlarda farklı yerlerde farklı anlamlara gelebilmektedir.

Kutlama, ritüel, birilerine dalaşmanın bahanesi, alınan bir kararın,

yapılan bir anlaşmanın tasdiki ve daha farklı binlerce anlama

gelebilmektedir. Antik Persler büyük bir siyasi karar almadan önce

meseleyi iki kere tartışırlardı: bir sarhoş kafayla bir de ayık kafayla.

İkisinde de aynı karara varırlarsa, harekete geçerlerdi.

Bu kitabın konusu da işte tam da bu. İçki değil, sarhoşluk

hakkında bir kitap bu; sarhoşluğun kötü yanları kadar, Sümer

tanrıçası Ninkasi'den tutun da Meksika'nın dört yüz sarhoş

tavşanına kadar, tüm sarhoşluk tanrı ve tanrıçaları üzerine kaleme

alınmış bir kitap.

Fakat başlamadan önce birkaç konuya açıklık getirmekte yarar

var.

Öncelikle bu kısa bir tarih, bir tarihçe. Bütün bir sarhoşluk

tarihini yazmak bütün bir insanlık tarihini yazmaktan farksız

olacağından, böyle bir işe sayfa yetmezdi. Bunun yerine, tarihin belli

noktalarını seçip insanların söz konusu dönemlerde nasıl sarhoş

olduklarını görmek istedim. Cidden, bir Vahşi Batı salonunda, Orta

Çağ İngiltere'sinde bir birahanede ya da bir Yunan sempozyu-

munda (symposion) insanlar nasıl sarhoş oluyorlardı? Antik Mısırlı

bir genç kız çıkıp bir şeyler içmek istediğinde ne yapıyordu? Elbette

ki her akşam bir diğerinden farklıdır, ama yine de hafif bulanık da

olsa iyi bir genel fikre sahip olmak mümkün.

Tarih kitapları bize falanca kişinin çok içtiğinden söz etmeyi

sever fakat söz konusu içme eylemine ilişkin ayrıntıları vermezler.

Nerede içerdi? Kiminle içerdi? Günün hangi vakti içerdi? İçmenin

daima belli kuralları olmuştur ama bunlar nadiren kayda

geçirilmiştir. Günümüz Britanya'sında örneğin, mekân konusunda

herhangi bir kısıtlayıcı kural olmasa da, şayet özel bir neden yoksa,

öğleden önce içilmemesi gerektiğini herkes bilir; hakeza

havaalanında ya da kriket maçında da.

Ne var ki tüm bu kurallarla beraber, kuralsız bir sarhoşluk da

vardır. Kokteyl partisinde bir anarşist! Görüp izlemek istediğim kişi

tam da o (bu anarşist, bir kadın olsa gerek, çünkü genelde içkinin

tanrıları değil, tanrıçaları vardır). İdealde, onu tutuklayıp sabıka

fotoğrafını çekmek isterdim ama bunu yapmak mümkün olur

muydu emin değilim. Yine de, bunu bir şekilde başarabilseydim,

uzaylının biri gelip de bana sarhoşluğun nasıl bir şey olduğunu

sorduğunda, elimde ona gösterebileceğim bir şey olurdu.

Paylaş: