G İ R İ Ş
Korkarım ki sarhoşluğun nasıl bir şey olduğunu cidden
bilmiyorum. Sarhoşluğun tarihini yazmak üzere kolları sıvamış
birinden böyle bir itiraf duymak tuhaf gelebilir, ne var ki dürüst
olmak gerekirse, yazarlar bilgisizlik gibi basit bir şeyin kendilerini
yazmaktan alıkoymasına izin verselerdi, kitapçı rafları bomboş
olurdu. Kaldı ki konu hakkında iyi kötü birkaç fikrim de yok değil.
On dördümden beri sarhoşluk üzerine kapsamlı ampirik çalışmalar
yürütüyorum. Pek çok açıdan kendimi, “O halde zaman nedir?”
diye düşünen bir tür zamane Aziz Augustinus'u gibi görmek
hoşuma gidiyor.
“Kimse bana bunu sormazsa, ne olduğunu
biliyorum. Ama soran olursa, bilmiyorum.” Zaman sözcüğünün
yerine sarhoşluk sözcüğünü koyarsanız, azizlik mertebemi kolayca
anlayacaksınız.
Bazı temel tıbbi olgulardan haberdarım. Birkaç kadeh cin-
tonik örneğin, reflekslerinizi zayıflatacaktır; bir düzine cin-tonik ise
öğlen yemeğinizi ağzınıza geri getirecek, oturduğunuz yerden
kalkmanızı zorlaştıracak, dahası birkaçımızın -net sayıyı araştırmak
hiç ilgimi çekmiyor- ölümüne yol açacaktır. Ancak sarhoşluk
konusunda (Augustinus'cu anlamda) bildiğimiz şey bu değil. Bir
uzaylı kapımı çalıp bana bu gezegendeki insanlar neden boyuna içki
içiyorlar diye soracak olsa, ona,
“Ah, sadece reflekslerimizi
zayıflatmak için; aslında sırf masa tenisinde o kadar da ustalaş-
mayalım diye,” şeklinde yanıt verecek halim yok.
Bu noktada sıklıkla ortaya konan bir diğer safsata da içkinin
utangaçlığı azalttığıdır. Hiçbir şey gerçekte olduğu şeyden
bütünüyle farklı bir şeye dönüşemez. Ama bir yandan da, ayıkken
asla yapmak istemediğim bin türlü şeyi sarhoşken yapıyorum.
Sarhoşsam, ayıkken sıkıcı bulacağım insanlarla saatlerce konu-
şabilirim. Bir keresinde, Camden Town'da bir evin penceresinden
başımı dışarı sarkıtıp elimde haçla yoldan geçenleri tövbe etmeye
çağırmışlığım var. Tabii bu ayıkken de yapmaya can attığım ama asla
cesaret edemediğim bir şey değil.
Her neyse. Alkolün bazı etkileri doğrudan doğruya alkolden
kaynaklanmıyor. Pekâlâ insanlara alkol içermediğini söylemeden
alkolsüz bira verebilir, sonra da bir köşeye geçip onları
gözlemleyerek notlar alabiliriz. Sosyologlar bunu sürekli yapıyor,
dahası bu yöntemle tutarlı ve kesin sonuçlara ulaşabiliyorlar. Fakat
her şeyden önce, bardaki bir sosyoloğa güvenemezsiniz, onlar
karşısında şahin gibi olmalı, gözünüzü bir an bile üzerlerinden
ayırmamalısınız. Dahası, içinde yaşadığınız kültür alkolün sizi
saldırgan birine dönüştürdüğünü söylüyorsa, saldırgan birine
dönüşürsünüz. Alkolün sizi dindar yaptığını söyleyen bir kültürden
geliyor olsaydınız, bu kez de sofu olacaktınız. İki içki oturumu
arasında bile bunların birinden diğerine pekâlâ geçebilirsiniz. Yine,
kurnaz bir sosyolog çıkar da alkol ile libido arasındaki ilişki üzerine
bir araştırma yaptığını söylerse, herkesin libidosu yükselecektir;
alkolün insanda şarkı söyleme isteği uyandırdığını söylemesi
durumunda ise birdenbire herkes bülbül kesilecektir.Hatta içtiklerini sandıkları içkinin türü bile insanların
davranışlarını değiştirebilmektedir. Etken madde -etil alkol- aynı
olsa da, insanlar söz konusu içkinin kökenlerine ve kültürel
çağrışımlarına bağlı olarak davranışlarını değiştireceklerdir.
Sözgelimi İngilizlerin birkaç bardak biradan sonra saldırgan tavırlar
sergilemeye başlaması çok olasıdır, gelgelelim aynı İngilizlere -akla
anında zarafeti ve Fransa'yı getiren- şarap verirseniz, birden nasıl da
ağırbaşlı, kibar insanlara dönüştüklerine şaşırır kalırsınız; hatta
şarabı fazla kaçırmaları halinde kafalarında birdenbire bir ressam
şapkasının belirdiğine bile tanık olabilirsiniz. Bizden vermutçu
vandallar ya da campari'ci muhalifler değil, çıka çıka biracı magan-
dalar çıkıyorsa, bunun bir sebebi var.
Bunu söyleyince, bazıları öfkeden kuduruyor ve alkolün neyi
sevmiyorsanız -diyelim şiddet- onu açığa çıkardığında diretip
duruyorlar. Alkolün yasak olduğu kültürlerde de şiddetin vaki
olduğunu söylediğinizde ise tek yaptıkları keyifsizce homurdanmak
oluyor. Tam da bu noktada şahsen çoğu insandan daha çok içtiğimi,
buna karşın kabaca sekiz yaşımdan beri (ki zaten öncesinde de
barışsever dudaklarıma bir dirhem sarhoş edici sıvı değmedi) bir
kere olsun birine fiske vurmadığımı -ki öyle- söylüyorum ve bu
sefer de, “İyi de, herkes sen mi?” deyip işin içinden çıkıyorlar. Hep
başkaları suçludur, her nane başkalarının başının altından çıkar
zaten -Tanrı topunun belasını versin. Yine de bereket versin ki çoğu
kişi hoş bir partide yan masadakileri bıçaklamadan da bütün gece
içmeyi becerebiliyor.
Yine, olacak şey değil ama, bir şekilde aniden başka bir zamana
ve uzaya ışınlanacak olsanız, bir Antik Mısırlı neden içki içip aslan
başlı tanrıça Hathor'u görmediğinize -bu herkesin başına geliyor
sanıyordum- şaşıracaktır. Yine, atalarınızla iletişime geçmiyor
oluşunuz da bir Neolitik Dönem şamanını hayrete düşürecektir.
İçmediğinizi gören Etiyopyalı bir Suri ise neden halen işe
başlamadığınızı sormadan edemeyecektir. Çünkü Suriler içerek
çalışırlar; bir atasözünde dendiği gibi, “Bira yoksa, iş de yok.”
Tamamen rastlantısal bir teknik nokta olarak, Etiyopya'da buna,
günün bir diliminden diğerine geçildiğini göstermek için içilen içki
anlamında, geçiş içkisi deniyor. İngiltere'de bizler mesaimizi
bitirdiğimiz için içeriz, Suriler ise mesaiye başladıkları için içerler.
Başka bir örnek verecek olursak, Margaret Thatcher ölünce
şarap kadehleri ve köşe başındaki içki dükkânının en pahalı
içkileriyle birlikte gömülmedi ve bize göre olması gereken de
buydu. Asıl tersi olsaydı tuhaf karşılardık. Halbuki tuhaf olan,
acayip olan, sıradışı olan biziz. İnsanlık tarihine baktığımızda,
bilinen siyasi liderlerin çoğunun ölüm sonrasında gittikleri yerde
şöyle adamakıllı çişlerini getirecek hemen her şeyle birlikte
gömüldüklerini görürüz. Bu, Kral Midas'tan tutun da Antik
Mısır'ın İlk Hanedan Dönemi firavunlarına, Antik Çin'in
şamanlarına ve elbette ki Vikinglere kadar uzanan bir gelenektir.
Nefes alıp vermeyi çok uzun zaman önce bırakmış olanlar bile ara
sıra tekerlekli servis masasıyla getirilecek ikramlara hayır demezler;
Kenya'daki Tiriki kabilesi üyeleri bu yüzden sık sık atalarının
mezarlarına bira dökerler.Sarhoşluk evrenseldir dense yeridir. Hemen her kültürde
içkinin yeri vardır. İçmeye meraklı olmayan kültürler de -Kuzey
Amerika ve Avustralya'nın yerli kültürleri- içkiye düşkün kültürler
tarafından sömürgeleştirildiler zaten. Öte yandan, sarhoşluk farklı
zamanlarda farklı yerlerde farklı anlamlara gelebilmektedir.
Kutlama, ritüel, birilerine dalaşmanın bahanesi, alınan bir kararın,
yapılan bir anlaşmanın tasdiki ve daha farklı binlerce anlama
gelebilmektedir. Antik Persler büyük bir siyasi karar almadan önce
meseleyi iki kere tartışırlardı: bir sarhoş kafayla bir de ayık kafayla.
İkisinde de aynı karara varırlarsa, harekete geçerlerdi.
Bu kitabın konusu da işte tam da bu. İçki değil, sarhoşluk
hakkında bir kitap bu; sarhoşluğun kötü yanları kadar, Sümer
tanrıçası Ninkasi'den tutun da Meksika'nın dört yüz sarhoş
tavşanına kadar, tüm sarhoşluk tanrı ve tanrıçaları üzerine kaleme
alınmış bir kitap.
Fakat başlamadan önce birkaç konuya açıklık getirmekte yarar
var.
Öncelikle bu kısa bir tarih, bir tarihçe. Bütün bir sarhoşluk
tarihini yazmak bütün bir insanlık tarihini yazmaktan farksız
olacağından, böyle bir işe sayfa yetmezdi. Bunun yerine, tarihin belli
noktalarını seçip insanların söz konusu dönemlerde nasıl sarhoş
olduklarını görmek istedim. Cidden, bir Vahşi Batı salonunda, Orta
Çağ İngiltere'sinde bir birahanede ya da bir Yunan sempozyu-
munda (symposion) insanlar nasıl sarhoş oluyorlardı? Antik Mısırlı
bir genç kız çıkıp bir şeyler içmek istediğinde ne yapıyordu? Elbette
ki her akşam bir diğerinden farklıdır, ama yine de hafif bulanık da
olsa iyi bir genel fikre sahip olmak mümkün.
Tarih kitapları bize falanca kişinin çok içtiğinden söz etmeyi
sever fakat söz konusu içme eylemine ilişkin ayrıntıları vermezler.
Nerede içerdi? Kiminle içerdi? Günün hangi vakti içerdi? İçmenin
daima belli kuralları olmuştur ama bunlar nadiren kayda
geçirilmiştir. Günümüz Britanya'sında örneğin, mekân konusunda
herhangi bir kısıtlayıcı kural olmasa da, şayet özel bir neden yoksa,
öğleden önce içilmemesi gerektiğini herkes bilir; hakeza
havaalanında ya da kriket maçında da.
Ne var ki tüm bu kurallarla beraber, kuralsız bir sarhoşluk da
vardır. Kokteyl partisinde bir anarşist! Görüp izlemek istediğim kişi
tam da o (bu anarşist, bir kadın olsa gerek, çünkü genelde içkinin
tanrıları değil, tanrıçaları vardır). İdealde, onu tutuklayıp sabıka
fotoğrafını çekmek isterdim ama bunu yapmak mümkün olur
muydu emin değilim. Yine de, bunu bir şekilde başarabilseydim,
uzaylının biri gelip de bana sarhoşluğun nasıl bir şey olduğunu
sorduğunda, elimde ona gösterebileceğim bir şey olurdu.