Seyran ÇAKMAKÇI
60 lı yılların başlarında Orta Karadeniz’in Orta Anadolu’ya bakan iç kesimlerinde Elek Dağı’nın eteklerinde kurulu Çambaşı dağ köyünde doğdu. Nüfus memuru tüm aileyi 2 Şubat’ta kayda aldığı için doğum tarihi bilinmiyor. Ailenin tek erkek evladı. Adı, anasının atasının adı. İlk öğrenimine altı yaşında köyünde başladı, ikinci sınıfı Kastamonu Şeker Fabrikası ilkokulunda okudu. Aile İstanbul’a göç etti. İlkokul üçüncü sınıf ve devamı orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Orta okulda “Simitçi Çocuk” adlı kısa hikâyeyi ev ödevi gereği tamamladı, Edebiyat Öğretmeni başkasından yardım aldın savı ile azarladı. O gün velisi (anası) ve kendisi çok kahırlandı, ağladı. Lise yılları ergen başladı. Birinci sınıfta kaldı. İkinci sene haytalık ve haylazlıktan okuldan atıldı. Anası “okumayacaksan çalışacaksın” diye parpaladı, saçlarını bile kazıttı. Döndü dolaştı hasbelkader muhasebe bürosunda işe başladı. Patronu iyi adamdı. “Evlat akıllı çocuksun, bu işi yaparsın ama bu iş eğitimsiz olmaz” dedi. Çakıldı kaldı. Yaradan yüzüne baktı, o yıl Akşam Ticaret Liseleri açıldı. Kaydını yaptırdı, patronunu da velisi saydırdı. Ev ahalisinden hiç kimse 4 ncü sınıfa geçene kadar okuduğunu anlamadı. Bir gece vakti çantası açıldı, kitaplar yere saçıldı, anası ahvali sorguladı, oğul bir bir anlattı. Ana oğul birbirine sarıldı sarıldı ağladı.
Askerden önce muhasebe işini kurdu henüz yasal düzenleme yoktu. Sigorta prodüktörlüğü de yapıyordu. Askere erken gidip hayata atılmak için yaşını büyütmek istiyordu. Mahkemeye başvurdu. Hâkim “küçük yazdırmış, birde şahitliğe kalkmış” diyerek babasını mahkeme salonundan kovdu. Babasına karşı en büyük hatası buydu. Askerliği tamamladı. İktisat Fakültesine kaydoldu. Evlendi, çoluk çocuğu oldu. Hayat gailesi onu çok yordu. Mektebi medreseyi uzun süre unuttu. Yıllar sonra mezundu. Kimilerine göre iyi bir meslek mensubuydu. Tüm bu anlarda yazıyordu fakat yazdığını üç beş kişi hariç kimse bilmiyordu. Çeyrek asırdır yazdıkları vefasız bir arkadaşı tarafından iç ediliyordu. O arkadaşı rahmete erdi, hoca cemaatten helallik istedi, hakkını helal etti, etmedi orası gaip’ti.
Çok çalıştı. Bazı ilklere imza attı. Hayat böyledir zannı ile gaza fazla bastı, hali ile özgüveni patladı, hata yaptı, on yıl hapis yattı. Belki de en iyi eğitimi mahpus ’ta aldı. Yüksek Lisans, Doktora ve hatta kendini orada tamamladı. O yıllarda hayat ve hayata dair her şeyi zihin imbiğinde damıttı. Bolca okudu çokça yazdı. Geçmişi iyi özümsedi, derslerini bi güzel heybeledi. Tıpkı doğduğu mevsim gibi zemheride “yeniden yine inadına” gün batımı bir vakitte hayata merhaba dedi.
En sevdiklerini, yerdiklerini, lime lime ettiklerini, dertlenip iç döktüklerini bide keyiflerini ilk eserinde Letafet’e zikretti. Hazırdakileri henüz raftan indirmedi. Yarenleri hikâye dilini methiyeledi, o da “hele biraz sabır” ile selametledi.
Yazmayı, okumayı, taşı toprağı, nebatatı, insanı bi de aşkı çok sever. Dünyevi işlere de mecburen devam eder. Anasının Balâ’sı, iki çocuk babası, dinlediği de “ikinci bahar” gaydasıdır.